August Rush, 2007

Tür: Dram, Müzik
IMDb: 7,5
Yönetmen: Kirsten Sheridan
Oyuncular: Freddie Highmore, Keri Russell, Jonathan Rhys Meyers, Robin Williams 


Filmin ilk sahnesi kalbinizi tek bir sarılışta bıraktığınız anlara götürüyor sizi ilk olarak. Daha orada yakalanıyorsunuz, sırtınızı iyice yaslayıp kendinizi akışa bırakıyorsunuz. 
Hayal perdesini kaldıramamış biri için sığ gelebilir film fakat bittiğinde sadece izlemiş olmuyorsunuz; dinliyorsunuz ve havadaki o anlamlı melodilere şahitlik ediyorsunuz. Bence bu film başlarda, "tam bir haksızlık" diye belirttiğimiz hikayelere benziyor. Ivan o kadar şanslı, yetenekli ve saf bir çocuk ki başına gelen bunca kötülüğü ve sonrasında bunlardan sıyrılışı gerçekten muazzam. Hayallere, olmazlara inanmak gerekiyor, yine yeniden. Olmazı olduruyor mu küçük Ivan -August- bilemiyorum çünkü şahit olduğum ya da yaşadığım bir hayattan parça değil. 

Duyuyorum diyen Ivan'a inanmayışımız kıskançlık mı? 
Hayal kuramayanlar, hedefsizler bunlara sahip olanları kıskanıyor değil mi? 
Öyle, ben biliyorum.

Lyla'nin habersiz kederi ve içindeki ışık yaralıyor başlarda sizi. Bir memurla görüştüğü sahnede gözündeki yaşlar gibi sessiz sedasız da işlenebiliyor acı karşıya. Ölü bir bebekle avutulan Lyla hiç tanımadığı oğlunu gördüğünde bazı yorumlardaki gibi "yok artık" demiyorsunuz daha çok içten bir yutkunma oluyor aslında. Duygu geçişi bu ve oldukça kuvvetli. Ivan'ın kimsenin başına belki de hiç gelemeyecek şekilde zorlukların ve büyük muazzam mutlulukların, başarıların gelmesinin inanmakla ilgisi var. Robin Williams'ı bile gölgede bırakan mis gibi bir gülümseme var karşınızda. İnat ederek türlü kötü yola da denk düşse rotası, yine de vazgeçmeyen bir gülümseme. Keşke başımıza gelse dedirtiyor. Kalbinizin güm güm atmasına, o şahane müzikselliğe hayran kalacağınız bir 100 dakika. Film izlemek gibi değil başta belirttiğim gibi adeta bir konser. Hani bazı romantik filmler bitince koşup sevgilinizi ararsınız ya işte öyle bir his sonunda arda kalan. 


Bazı şeyler düzelmiyorsa kabul et mottosunu kendime eklemeye çalışırken vazgeçtim. Bir yanımın aynı yerde düğümlenişi, o elimde kalan tek parçayı kenara itemeyişim hep bir umut. Vazgeçmeyi becerebilseniz de umut etmek kaybolmuyor içimizden ve o denizde kayboluyoruz. Perdeyi araladıysanız size de bana verdiği gücü verecektir. 

Beni August'la tanıştırana bin şükran... 
Siz de duyuyorsunuz değil mi tüm olan biteni, şehrin sesini. 
Uzaklardaki  umut verici sesi...


Sevdiğiniz sesler sizden hiç ayrılmaycakmış gibi izleyiniz. 

Umutla,

Bu blogdaki popüler yayınlar

Arrival, 2016

La La Land, 2016

Vesikalı Yarim, 1968