Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Eylül, 2014 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Edge of Tomorrow (2014)

Tür: Aksiyon, Bilim Kurgu IMDb: 8,0 Yönetmen:  Oyuncular:
Türünü gördükten sonra kısa süreli şaşırma etkisi yaşayan tüm okurlarıma küçük bir açıklama: hafta sonu dolu dolu sevgilimle geçti.. Bizim izlememize gerek varmış, izledik. Gözümün görebildiği kadar yakınımdaydı, nefesini bile hissedebiliyordum. Ama izlediğimiz film bir aksiyon filmiydi, aşk işte. 
Cage, daha önce hiçbir savaşa katılmamış deneyimsiz bir komutandır. Ancak uzaylıların dünyaya savaş açmasından dolayı tüm dünya ülkelerinin güçlerini birleştirerek uzaylılarla savaşması gerekmektedir. İlk saldırısında öldürülen Cage mucize bir şekilde canlanarak tekrar dünyaya gelir ve kendisini sürekli ölüp canlandığı bir zaman döngüsünün içinde bulur. Amacı ise dünyayı kurtarmaktır. 

Dünya savaşı dendiğinde aklıma oldukça itici ve ucuz sahneler gelse de ön yargısız izlemeniz gereken nadir işlerden birisi olmuş. Ön yargısız ve sıkılmadan izleyeceğiniz oldukça güzel bir aksiyon bilim kurgu hika…

Dönersen Islık Çal (1993)

Tür: Dram IMDb: 7,3 Yönetmen: Orhan Oğuz Oyuncular: Fikret Kuşkan, Mevlüt Demiryay, Derya Alabora
İnsanların notunu hep toplum verecek illa ki. Yanlış görüşlerin çoğunluğunda hep kendi kafataslarının içindeki varlığın emrine itaat etmek zorundayız. Topluma yaranmazsak rahat nefes almamız mümkün mü? Tabii ki değil. Orhan Oğuz'un yönettiği Nuray Oğuz ve Cemal Şan’ın senaryosunu yazdığı 93 yapımı film 90'lar Türkiye'sinin en nadide eserlerinden. Sevgilimle Eskişehir'in kasvetli soğuğuna denk bir akşam izlemiştik. Bittiğinde içimden hep daha iyi şeyler geçirdim. Şükretmeyi ihmal etmedim elbette, onunla böyle filmler izleyebildiğim için çok şanslıydım. 
''Dışarısı öyle karışık ki. kimin ne olduğu belli değil. Herkes bir yerlere koşturuyor. Noluyor anlamıyorum. Dışarda bize hayat yok!''

Beyoğlu'nun arka mekanlarında barmenlik yapan cüce ile fahişelik yapan bir travestinin(Fikret Kuşkan karizmatikliği yine de ön planda) hikayesi Dönersen Islık Çal. Eee ikisi de …

Le Petit Soldat (1963)

Tür: Dram, Savaş IMDb: 7,2 Yönetmen:  Oyuncular:
Olmaması gereken her şeyin var olduğu filmde katlanmayacağımız olmamazlıkların hiçte rahatsızlık vermemesi halinde fazlaca akıcı bulduğum Godard eseri. Savaşın, silahların, kaçma ve kovalamanın aksine filmde benimsediğim tek şey şiir. Daha önceki Godard filmlerinden alıştığımız gibi cevapsız sorular ve yarıda kesilen cümleler de dahil.

"Dün seni görmedim ama seni düşündüm, şimdi seni görüyorum ama başka şey düşünüyorum."
Şimdiye kadar hayatı çok sıradan, ideali olmayan bir adam Bruno. Fransa-Cezayir savaşı sırasında sağ görüşlü bir grubun militani olarak Cenevre'de yaşıyor. Veronica'ya da burada aşık oluyor. Veronica, PaulKlee tablolarını hatırlatan bir gökyüzü ve gözlerinin altı velazquea grisi bir kadın. Bir suikast emrini yerine getirmediği/getiremediği için çetesiyle sorunlar yaşamaya başlayan ve işkencelerle devam eden hayatında düşlediği tek şey Veronica'y…

The Lake House (2006)

Tür: Dram, Fantastik, Romantik IMDb: 6,8 Yönetmen:  Oyuncular:
İzle, dediği bir filmi yine,yeniden -çook önceden izlemiş olduğumu hatırlayarak- izleyip; müthiş zevk verici bu olayı kendi kendime kutladığım bir film daha.  Doğru insan, doğru yer; yanlış zaman.. Tıpkı onun dediği gibi. "Yanlış insan olmadığına şüphe yok ama zaman doğru değil.." 
Zaman dediğimiz bu tuhaf canavar, ne kadar acımasız öyle değil mi? Bazen sınırları zorlarcasına süründürüyor; bazen dalga geçer gibi yarı yolda bırakabiliyor. Ya geç kalıyorsunuz ya da çok erken gelmiş oluyorsunuz ki en mühimi hep kısıtlı.  Kaderden hep bahsediyoruz daha da halk diliyle 'hayırlısından'.. Ama şunu kendimize öğretemiyoruz hiçbir şey değil; olması gereken iyisiyle de kötüsüyle de oluyor. 

Alex ve Kate kadere dokunabilen ve benim gözümde gerçekten 'kahraman' olan film kahramanları.. 
Fantastik öyküler seçmekten yorulmuyorum veya yaşadığımız hayatlarda…

Never Let Me Go (2010)

Tür: Dram, Romantik, Bilim Kurgu IMDb: 7,2 Yönetmen:  Oyuncular: 
Sonumuzun ne olacağını bilsek daha mı az üzülürdük? Heyecanımızdan, karmaşamızdan bir an olsun kurtulur muyduk?
Tabii ki bu soruların cevabını bilemiyorum. Yanıt da aramıyorum aslına bakarsanız. 

Onlar normal hayata adapte edilmeyen, hatta çitlerin arkasına geçebilecekleri akıllarına bile gelmeyen insanlar.  Ayrıca hikayemizde, hepimizin aksine sonlarının ne olacağı belli; ve bunu bilmesi gereken ama bilmeyen küçük insanlarımız var. Sadece kurallarla büyüyorlar ve büyümelerin haricindeki asıl biyolojik özellikleri de belirsiz.  Dedikodulardan yola çıkarak kendini porno dergilerinde arayan Kathy bu dedikodulara kapılmış biri sadece. Bir görev icabı dünyaya getiriliyorlar. Yaşam haklarının 'görevlerini tamamladıktan' sonra ellerinden alınacağını ise zaman gayet ilerledikten sonra bilebiliyorlar. Bu acı.. 
Yetiştirildikleri yer ise Hailsham. Yani en görkemli en mu…

La Môme (2007)

Tür: Biyografi, Dram, Müzik IMDb: 7,7 Yönetmen: Oyuncular:

" Bir kadına ,bir kadın olarak verebileceğiniz tavsiye ne olurdu?
- Sevmesi

- Bir kıza?
- Sevmesi

- Bir çocuğa?
- Sevmesi..."

İşte tam bu sırada ben dahil oluyorum konuya Edith Piaf ile bir ömür geçirdim çünkü, sanki tüm yaşadıklarında yanındaydım. Tam da öyle bir etki bırakıyor üzerinizde bu film, muazzam oyunculuğuyla Marion'un başarısı mı yoksa yönetmen Olivier Dahan başarısı mı bilemiyorum. Bu kadar acının üzerine verebileceği tek ve daimi tavsiye -sevmek- olan Edith başarısı bence. 

Edith, çok küçükken babası tarafından bir geneleve kısa süreli bakılması için bırakılıyor. Yaşamının en mucizevi olayı da görmekten vazgeçen gözlerinin tedavi sonucu görmeye başlamasıdır büyük ihtimalle. Döneminin Fransa'sında oldukça sevilen bir müzisyen olmaya sokakta şarkı söyleyerek adım atmıştır. 
Belki de hayatınızda izleyeceğiniz en güzel biyografik film, henüz 24 saat b…

The Fault in Our Stars (2014)

Tür: Dram, Romantik IMDb: 8,2 Yönetmen:  Oyuncular:  "Aşığım sana.. Biliyorum ki aşk, yalnızca boşluğa yapılmış bir haykırış ve unutulmak kaçınılmazdır ve hepimiz lanetliyizdir ve bir gün tüm emeklerimiz yalnızca toza dönüşecek. Ve biliyorum ki Güneş yaşayacağımız tek Dünya'yı yutacak ve ben sana aşığım. Üzgünüm.." Benim için bu cümlelerde saklı film, çağımızın belki de en lanet ve en üzerine gidelecek talihsizliği; kanser. İlla bir şeye kızılacaksa ona kızılmalı, illa bir şeyin ağzı burnu kırılacaksa onun kırılmalı. O kadar güçsüz ve bir o kadar hayal kırıcı aynı zamanda..

16 yaşındaki Hazel üç yıldır kanserle mücadele veriyor, akciğerlerine sıçrayan bu lanet hücreden dolayı oksijen tüpüyle geziyor. Her zaman. Destek grubuna katılmaya başladığı zamanlarda sonsuzluğuyla tanışıyor; Augustus Waters. Kendi gibi kanser ile mücadele etmiş Augustus ile paylaşmaya başladıkları onca güzel şeye ek bir de birbirlerine aşık oluyorlar. A…